Foto Galeri

Video Galeri

 

 

www.asirorganizasyon.com
www.sunnetdugunleri.com
www.islamidugunsemazen.com
www.semazenilahigrubu.com
www.asirkinaorganizasyonu.com
www.pendikkinaorganizasyonu.com
www.helallokmaci.com
www.istanbullokmaci.com
www.osmanlimacuncusu.com
www.semazenlidugun.net
www.bayanilahigrubu.com

Aktif Ziyaretçi 1
Dün Tekil 130
Bugün Tekil 87
Toplam Tekil 152040

Facebook İstanbul Mehteran

İstanbul Mehteran

İstanbul Mehteran açılış organizasyonunda coşturdu.

İstanbul Mehteran Sünnet Düğününde Mehter Takımı ile...

Mehter Takımı ile Düğün Organizasyon

istanbul mehteran

mehter takımı ile kız almaya gittik

Sünnet düğünü mehter takımı

istanbul mehteran


Tarihini saygıyla yad edenler, ecdadından miras kalan eserleri gördüğünde, sanki o şanlı tarih gözünde canlanıverir. Hele tarihin sesini duymak… Biraz coşku ve daha çok garip bir hüzünle adeta o günleri yeniden yaşatır. Tarihin sesi mi? İstanbul Mehterana bir kez daha kulak verin.


Mehter, Selçuklular’da ve Osmanlılar’da bir hakimiyet ve egemenlik sembolü idi. Osmanlı’da mehterin tarihi, devletin kuruluş tarihi ile birlikte başlar. Bu kuruluş hikayesi şöyledir:
Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud, Osman Gazi’ye Söğüt ve civarının uç beyliğini verdikten beş sene sonra, yani 1299’da bağımsızlık fermanını gönderir. Bu fermanla birlikte tuğ, sancak, kös ve nakkâre de (küçük davul) gönderir. Bir ikindi vakti gelen bu hediyeleri, Osman Gazi ayakta karşılar ve hemen oracıkta marş çaldırır.

Böylece Osmanlı sultanlarının ayakta mehter dinlemesi adet haline gelir ve bu gelenek Fatih dönemine kadar devam eder. Fatih ise, “Ecdadımızın bunca zamandır göstermiş oldukları hürmet herhalde kâfi gelmiştir…” der ve oturarak dinler.

Kelime olarak pek büyük, ulu anlamına gelen mehter, diğer musiki türleriyle benzerlikler gösterir ama yirmidört sesten oluşan sistemi ve makamları bakımından kendine özgü yanları vardır.
Mehter, Hakimiyetin ifadesi olarak saraylarda, kalelerde, törenlerde çalınır, savaş meydanlarında ise müslüman ordunun heybetli sesi olarak askerleri coştururken, düşmana da korku salardı.
Silahtar Fındıklı Mehmet Ağa, “Viyana seferindeyken ikindiden sonra vezir-i azamın mehterhanesi çalmaya başlardı; akabinde sağ ve solundaki ümeranın ve diğerlerinin. Yatsı ve seherlerde hep birden bütün mehter takımları çalmaya başlayınca mehterlerin sedası top ve tüfek velveleleri ile birleşir, yer gök inlerdi…” diyerek, bize o günlerden bir muharebe sahnesi aktarır.

“Nevbet” adı verilen mehter konseri için mehterhane daire şeklinde dizilerek çalmaya başlardı. Bu dairevî dizilişte boruzen, tablzen, zurnazen ve zilzenler ayakta durur, nakkarezenler bağdaş kurarak otururdu. Mehterbaşı Ağa halkanın ortasında yer alırdı. Tören sonunda mehter duası okunurdu. Bu duada Allah’ın adı anılır, sıfatları sayılır, öne doğru eğilip eller göğüslere götürülerek Hz. Peygamber’e salât ve selâm edilirdi. 

Ayrıca Hz. Peygamber’in soyundan gelenlerin, mürşidlerin, halifenin, üçlerin, yedilerin, kırkların adları anıldıktan sonra bütün davullar, ziller şiddetle vurulurdu. Dokuz “hu” çekilir, sonunda da üç defa kös vurulurdu. Harp duasında ise Allah’a hamd, Hz. Peygamber’e salâttan sonra Fetih Suresi’nin ilk ayeti okunurdu. Davullar ve kösler hafif hafif vurulurken hep bir ağızdan “Allah Allah” denir. Allah yolunda şehit olunacağı, düşmanın yenileceği belirtilir. ”Yektir (Birdir) Allah!” veya “Ya Fettâh!” diye nida edildikten sonra başlar eğilir, dönülür ve dağılınırdı.

Osmanlı Devleti’nde Mehter takımları saraylarda kendilerine ait özel bir bölümde kalırlar, günde üç vakit çalarlardı. İkindiden sonra sadece padişaha ait olan mehter takımı çalardı. Yatsıdan sonra diğer bir takım üç harp marşı çalar, padişaha dua ederdi. Seher vakitlerinde sabaha üç saat kala erbab-ı divanı namaza kaldırmak için yine üç kere hafif bir fasıl geçerler; bu, uyanık olanlar için de güne şevkle başlamanın bir vesilesi olurdu.

Saraydaki mehterhane dışında İstanbul’un birçok semtinde ve Evliya Çelebi’nin anlattığına göre Anadolu’da bazı kalelerde de mehterhane vardı.
Memleketle ilgili meseleleri ve değişiklikleri halka duyurmada, münadilerin yanı sıra mehterlerin musiki tarzı da etkili olmuştur. Mesela harp kararından sonra hep birden bütün mehterler harple ilgili marşları icra ederlerdi.

Savaşa çıkıldığında, mehter de orduyla beraber yürürdü.

Mehterhanelerin kendine has bir yürüyüşü vardı: Bu yürüyüş usulüne göre, üç adım atıldıktan sonra sola dönülür ve durulur; sonra sol adımla yürüyüşe başlanır, üçüncü adımda durulurak sağa dönülürdü. Bu tarz yürüyüş, sanıldığının aksine mehteri yormaz, ayrıca icraya da kolaylık verirdi. Harp meydanlarına gelindiğinde ise, gece karanlığında bile ordugâhı muhafaza eden erlerin uyumaması için devamlı çalarlardı. Harp başladığında bütün takımlar, padişah ve seraskerin yanında son güçleriyle çalmaya başlayınca askerin gücüne güç katarlar, düşmanı dehşete düşürürlerdi. Rivayetlere göre cenge giden mehterlerden çoğu geri dönmezdi.

Osmanlı Devleti’nde mehterhanenin sayısı zamanla değişmiştir. Fatih döneminde 64 kişi iken, Kanuni döneminde bu rakam 200, onyedinci asrın başlarında da 228 olmuştur.
Fatih devrinden itibaren tam bir yeniçeri sınıfı olan mehterhane, yeniçerilerle aynı akıbete uğramış, İkinci Mahmut tarafından 1826’da kaldırılmıştır.
Çok sonraları, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda, mehterhanenin tarihi özelliklerini taşıyan bir mehterhane oluşturulduysa da, bir süre sonra dağılmıştır. İlerleyen zaman içinde 1953’te resmi olarak tekrar oluşturulmuştur.

Mehterhane, çalgılardaki ve tarzındaki orijinalliği ile günümüze intikal edebilmiştir. Bugün birçok il ve ilçemizde tarihi ve sosyal etkinliklerde yer almaktadır.

İstanbul Mehteran'ın  hoş sedasını dinlerken, koca bir tarih gözümüzün önüne gelir. Bu güzel musiki geleneği gibi kendi içimizde gelişip büyüyen eserlerimizi yaşatmak, onlara sahip çıkmak, tarihimize ve kültürümüze olduğu kadar kendimize olan güvenimizi de kazandıracaktır.